07.04.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“‘BEŞ YILDA BİR YAPILIR’ DENEN CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ YAPILACAK, ORADA ŞÜPHE YOK DA ARA SEÇİMDE Mİ ŞÜPHE VAR? BURADA ŞÜPHE YOK”
“HAKİKATİ ARAMAYA CESARETİ AK PARTİLİ VE MHP’Lİ MİLLETVEKİLLERİ ARANIYOR”
“EN İDDİALI SİYASİ ETİK YASASINI ÇIKARALIM, HER ŞEY ORTAYA DÖKÜLSÜN”
“UŞAK’TA İL GENEL MECLİSİ BAŞKANLIĞI İLE BELEDİYE BAŞKAN VEKİLLİĞİNE BİRER KADIN SEÇİLMİŞTİR; CHP’NİN ÖZELEŞTİRİSİ BUDUR”
“BASKIYI DURDURAMAZSAK DEMOKRASİMİZ BUZDAĞINA ÇARPACAK, TASARLANMIŞ SEÇİMLER SEÇİLMİŞ RAKİPLERLE YAPILACAK VE MİLLET SANDIKTAN UMUDUNU KESECEK”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubumuz, Türkiye’nin dört bir yanından Cumhuriyet Halk Partisi grubunu şereflendiren değerli belediye başkanlarımız, il genel meclisi üyelerimiz, il ve ilçe başkanlarımız, üyelerimiz, sesini bu gruba gelerek duyurmak isteyen sivil toplumun, meslek örgütlerinin, sendikaların değerli yöneticileri, televizyonları başında bizi izleyenler, radyolarından dinleyenler hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygı ile selamlıyoruz. Hepiniz hoş geldiniz. İki haftanın ardından Meclis’teyiz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“BURSA’NIN İRADESİNE ÇÖKECEKLER”
“Geçen hafta A milli takımımızı desteklemek üzere hem Kosova Başbakanı, siyasi akrabamız Albin Kurti’nin; hem Türkiye Futbol Federasyonu Başkanımızın davetleriyle Kosova’da milli takımın dünya kupası yolculuğuna eşlik etmek için orada olacaktık. Güne bu niyetle uyandık. Grup toplantımız yoktu. Ama 31 Mart tarihini iki yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin, hatta Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin en büyük yerel seçim zaferinin yıldönümünü zehretmek isteyenler, iki yıl önce kurulan sandıkta Bursa’yı alamayıp şimdi hakimin tokmağıyla, savcının cübbesiyle almak isteyenlerin yeni bir siyasete darbesiyle, bu sefer Bursa’nın iradesine darbesiyle uyandık. Maalesef devamında da bu dönemde hiçbir sorunu olmayan, beş yıl süreyle zaten sadece adaylık yapan, ondan önceki ilçe belediye başkanlığı döneminde belediyede bir şey bulamayanlar 500 kişiyi dolandırmış bir yalancı tanık, iftiracının ifadelerine sadece dayanarak Mustafa Bozbey’e, ailesine haysiyet suikastı yaptılar. Dört günlük eziyetten sonra ailesi denetimli serbestlikle kaldı, Mustafa Bozbey de tutuklandı. Buradan fırsatçılıkla, zaten bütün kurgu bunun üzerine, ümit ediyorlar ki yarın yapılacak belediye meclis grubunda Bursalının vermediği yetkiyi, Bursa’nın iradesine çökerek alıp, Bursa’nın belediye başkan vekilini kendilerinden belirleyecekler. Bursa’daki Cumhuriyet Halk Partisi belediyeciliğini kesintiye uğratıp, Bursa’nın kendisinin ‘illallah’ dediği, yıllardır yönettikleri ve ‘kalemiz’ dedikleri ve yüzde 30’ların altına düştükleri Bursa’da; iki kişiden birinin seçtiği belediye başkanı yerine bir kuklayı, siyaset ve yargı yoluyla oraya konmuş birini koyup, Bursa’nın iliğini, kemiğini sömürmeye, israfa, ranta devam etmek isteyecekler. Ben hiçbir şey demiyorum. Diyeceğimi otobüsün üstünde söyledim. Bundan sonra sözü yakaladığı ilk sandıkta Bursalılar söyleyecek.”
“GERİ ADIM ATTIĞIMIZ DA MAZERETİMİZ DE YOK”
“Yoğun bir çalışma, yoğun bir direnme dönemindeyiz. Saldırılara karşı bir adım geri adımımız yoktur ama çalışma konusunda da en ufak bir ataletimiz ya da bir diğer yandan ‘İşte bu kadar saldırı var. Çalışamıyoruz, yapamıyoruz’ diye bir mazeretimiz yoktur. Belediye başkanlarımız kendi görev alanlarında bütün o silkelemelere, paranın yüzde 40’ının kesilmesine, kendinden önceki AKP’nin SGK’ya, vergi dairesine taktığı borcun faizle ödenmelerine rağmen çalışmaya devam ediyorlar. Çanakkale’deydik, Kuşadası’ndaydık, Bursa’daydık ve Kütahya’daydık. Çanakkale, Bursa ve Kütahya illerimizi de Kuşadası ilçemizi de Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları yönetti. Kimi gözaltındayken konuştum, kimi tutukluyken. İkisi görevinin başındaydı; Çanakkale ile Kütahya. Yaptıklarını gördüm, uzun uzun anlattık. Meydana sorduk; belediye başkanlarının adı, hizmetleri gündeme gelince meydanlar hop oturuyor, hop ayağa kalkıyor. Birazdan değineceğim İzmir’de, Manisa’da, Bursa’da çok önemli hizmetlerin açılışlarını yaptık ve yeni yatırımların temellerini attık.”
“384 GÜNDÜR MİLLETİN HUZURU DA REFAHI DA FEDA EDİLİYOR”
“Bugünkü konuşmama, bu haftanın yoğun gündemine geçmeden önce ilk ara kararla, 18 masumun nihayet tutuksuz yargılama kararının alındığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi duruşmasının bu ilk dönemine biraz göz atarak başlamak istiyorum. 19 Mart darbesinin üzerinden tam 384 gün geçti. Bir hırs uğruna 384 gündür kimsenin kazanmadığı, 86 milyonun kaybettiği bir süreci yaşıyoruz. 384 gündür milletin huzuru da refahı da feda ediliyor. İddianameyi sekiz ay bekledik. Sekiz ay sonunda çıktı. Yargılamalar bir yılsonunda başladı. Henüz 17’nci celsedeyiz. Ortaya çıkan birinci somut gerçeklik şu; yani havuz medyası ve yalan - yanlış bilgilerle manipüle edilen merkez medya, geçen sene 19 Mart’tan yargılama başlayana, hatta iddianame çıkana kadar şimdi de salonda. Ne konuştularsa, ne konuşturulduysa ve hangi haysiyet suikastı, hangi iftira yapıldıysa bunların yüzde 90’ınının zaten iddianamede olmadığını görüyoruz. Yani gündemde tuttuğu yer açısından baktığınızda, öyle ya TRT ilk sabah ‘560 milyar liralık yolsuzluk’ diye başladı. Öğrendik ki ilk günden bugüne İBB hiç maaş dağıtmasa, hiç su akıtmasa, hiç asfalt dökmese, hiçbir yoksula yardım etmese toplamı 450 milyar lira zaten. Sen 90 bin kişiye maaş dağıtacaksın, koca İstanbul’un 39 ilçesinde hizmetleri yapacaksın, her bir ilçede 4-5 milyar liralık altyapı yatırımı yapacaksın ve gözle görülecek. Örneğin artık Üsküdar’ı su basmayacak, viyadüklerde arabalar yüzmeyecek, dereler taşmayacak. Sonra bu paraların toplamından fazlası ‘yolsuzluk’. 56 kuruş ispatlayamadılar. Hiçbiri yok iddianamede. Ne bin 200 cep telefonu var. Ne çantalardan çıkan… Biz jammer dedik, AK Parti medyası ‘para’ dedi. İddianamede ‘jammer’ diye yazdılar. O çantalarda jammer olduğu ortaya çıktı. Ne Ekrem İmamoğlu’nun lüks arabaları… ‘Yok öyle bir arabam’ dedi. MHP’li milletvekilinin çıktı. Yanlış istihbarat, daha doğrusu kandırmaca yaptıkları çıktı. İddianame yanından bile geçmedi. Yok, ‘İBB’de parkelerin altına Eurolar, dolarlar dolmuş.’ Bir cent çıkmadı. İddia dahi edilmedi. ‘Var’ dedikleri görüntüler yok oldu. ‘Ses kaydı’ dediler, duyulmaz oldu. Soruldu bu sorular, söyleyenler ‘Ben de öyle duymuştum. Beni de yanıltmışlar. Savcılığın bilgiledirmesiyle yaptık’ dediler.”
“YOZGAT’TA, KONYA’DA DA GÖZLERİNE BAKA BAKA KONUŞTUK”
“Bu bocalama, yani bizim ‘O iddianameyi yargılanmak değil, yargılamak için bekliyoruz’ dediğimiz özgüven boşa çıkmadı. Çünkü savcıya inanan Erdoğan, ‘Bir aya kalmaz iddianame çıkar’ dedi. Sekiz ay sonra çıktı. Sonra ‘Artık bunlar sokağa çıkamaz. Birbirinin yüzüne bakamaz’ dedi ama sekiz ay sonra iddianame çıktığında, sekiz aydır sokaktaydık. Üstüne dört ay daha sokaktayız. 103 eylemdir gidiyoruz. İstanbul’un 39 ilçesinde seçmenin gözünün içine baka baka,. Türkiye'nin her tarafında çıktığımız eylem toplantılarında, il mitinglerinde milletin gözünün içine baka baka. Öyle CHP’nin kalelerinde filan değil. Kale işi bitti de. Yozgat’ta, Konya’da, Kayseri’de böyle gözünün içine baka baka konuştuk. Vallahi sonuçta toplamda bizim özgüvenimizin doğru olduğu, Erdoğan’ın da yanıldığı, ‘yanıltıldığı’ demeyim, yanılttığı ortaya çıktı. Bir yanılttığı da Sayın Bahçeli’ydi. Sayın Bahçeli o kadar kuvvetli iddiaları görünce, biz ‘Yok öyle şey’ dedikçe savcıya güvendi, Erdoğan’a güvendi. Biz ‘Canlı yayın talep ediyoruz’ dedik. ‘Yapılsın’ dedi. Erdoğan’a sordular. O da savcıya güvendi. ‘Münasiptir’ dedi. Yargılama başladı. Bırakın canlı yayınlanmayı, gazetecileri bile şöyle arka köşede kibrit kutusu gibi bir yere sıkıştırıyorlar. Aileler bir başka yerde. ‘Aman ha içeride ne oluyorsa duyulmasın.’ Ne oluyor biliyor musunuz? İçeride işin bir insani boyutu var. Tutuklandığı gün annesinin karnına emanet evladının ‘baba’ dediğini duyuyor orada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin masum bürokratları. Ne oluyor biliyor musunuz? ‘Çete’ deyip, hepsi birlikte ‘örgüt’ deyip Türkiye’nin dört bir yanına dağıtılan kadınlar, geliyorlar, orada birbirlerini tanıyorlar ve birbirlerine sarılıyorlar. ‘Türkiye’nin en büyük suç örgütü’ gibi anlatılan şeyde profesyonel olarak işe alınmış kişilerin birbirleriyle liyakat esaslı, profesyonellik esaslı çalıştıkları ve çoğu zaman yüz yüze bile gelmedikleri, birçoğunun birbirini tanımadıkları ortaya çıkıyor.”
“YAYINLANSA DA KEŞKE BUNLAR GÖRÜLSE”
“Öyle şey var ki mesela ‘liyakat’ diyorsunuz. Dün müydü, eveli gün mü? Böyle bakıyoruz. Yayınlansa, işte bunlar görülse ne güzel Mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım Daire Başkanı Seyfullah Demirel’e soruyorlar şimdi; ‘İşe alırken, Ekrem İmamoğlu’nun size bir telkini, iş yapacağınız biçimle ilgili talimatları ya da bazı talimatları size nasıl ileteceği konusunda bir şey konuşuldu mu?’ ‘Efendim Ekrem Bey ‘Tek bir talimatım var’ dedi beni işe alırken’ diyor. ‘Nedir?’ diyor. ‘Dedi ki ‘Ben Beylikdüzü Belediye Başkanıydım. Karda, buzda zorlandık. İBB’den tuz istedim. ‘Bizim partiden değilsin’ diye vermemişlerdi. Bak aynı göreve sen geliyorsun. AK Partili - CHP’li ayırmadan ne kadar istiyorsa herkese tuz veriyorsun.’ Tek talimatı bu oldu’ diyor. ‘Onu da yerine getiremedim. İstedikleri kadar değil, ihtiyaç kadar tuz verdim ama herkese verdim. Ekrem Başkan’ın sözünü yere düşürmedim’ diyor. Birisi diyor ‘Antartika’, öbürü diyor ‘Duymayayım bunları, kulağıma mantar tıka.’ İnanamazsınız. Hani bu adamlar yolsuzluk için çeteydi? ‘Ekrem Başkan’ın talimatını eksik yaptım. Çok istediler, ihtiyaç kadar verebildim efendim. Kaynaklar kısıtlıydı’ diyor. Birinin safiyetine bak, öbürünün millete karşı giriştiği ihanete bak. Buralardan suç örgütü çıkaracaklar. Her bir kişi… Neler oluyor biliyor musunuz? ‘Böyle demişsin.’ ‘Dedim.’ ‘Nerede gördün?’ ‘Görmedim.’ ‘Nereden bildin?’ ‘Duydum.’ ‘Kimden duydun?’ ‘Orasını da unuttum.’ Böyle bir yargılama oluyor bütün bu süreçlerde, bütün bu süreçler böyle gidiyor.”
“KAPKİ, ‘TAHLİYE TAAHHÜDÜNE KANDIM’ DİYOR”
“Örneğin Sayın Kapki diyor ki ‘Bana savcının tahliye taahhüdüne kandım.’ Yani ‘Bu ifade doğru bir ifade değil. Gerçekleri anlatamadım. Bana ‘Şöyle dersen salacağım’ dedi. Tahliye taahhüdüne kandım. Bu iftiranameye, bu ifadeye o yüzden imza attım. Şimdi geri çekiyorum’ diyor. Mesela o yargılamalarda bir şeyleri duyacaktık güya. ‘Ekrem İmamoğlu suç örgütü o ihaleyi buna ver, bu ihaleyi buna ver demiş’ filan... Bunları duymuyoruz da savcının ‘Bak evladına kavuşacaksan bunu imzalayacaksın. Yoksa Anadolu’nun bir yakasını boylayacaksın’ diye tehdit ettiği kadınların onurlu mücadelelerini ve onu orada nasıl sürdürdüklerini görüyoruz. Bir de bazı itirafçılardan kiminin göze bakamadığını, kiminin vazgeçtiğini, kiminin vazgeçmek üzere sırasını beklediğini ama hemen hepsinin bu meselenin nasıl bir kumpas olduğuyla ilgili puzzle’ın parçalarını birleştirdiğini görüyoruz. O yüzden ben şu kadarını söylüyorum. Bu konuda en ufak şüphesi olan birisi varsa mahkemeye gitmeli ya da mahkemeyle ilgili haber veren gazetecilerin verebildiği kadarını mutlaka izlemeli. Hele hele siyasi partiler… Sağ olsun çok muhalefet partilerinden geliyorlar ve izliyorlar. Tüm siyasi partiler gelmeli. Hatta yani bir özgüven varsa, AK Parti’nin biz yıllarca geçmişte ‘Darbe davası oluyor devlete karşı’ dediler. Gittik, dinledik, kumpas olduğunu ilk biz yazdık. Tarihe mesela ‘Milli ordumuza kumpas kuruldu’ ifadesindeki kumpası, tarihe Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonu’nun ‘Balyoz kumpası’ tanımlamasını yerleştirmiştir. Erdoğan sonrasında ‘Beni de kandırmışlar’ deyip, ‘Milli orduya kumpas kurdular’ deyip, oraya gelmiştir.”
“BİZ O ZAMAN HAKİKATİ ARAMAYA GİTTİK”
“AK Parti’de, MHP’de bir grup milletvekili… Milletvekillerine açık. Gitsinler, izlesinler. Gördüklerini, duyduklarını önce kendi vicdanlarına, sonra eşine - dostuna, partisine anlatsınlar. Ama yapamazlar, yapamıyorlar. Neden yapamıyorlar? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mesela Askeri Casusluk, İzmir Askeri Casusluk davasını Muharrem Işık, Veli Ağbaba, ben, Nurettin Demir gidip takip ettiğimizde, gelip partimize şunu demiştik; ‘Büyük bir kumpas var.’ Bizi söylediğimiz herkes kulağını açarak dinledi. Bana 20 dakika söz verdiler. Çıktım, bütün Meclis’e anlattım. Dedim ki ‘Ordunun şerefli subaylarının kişisel namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına casus lekesi sürülüyor.’ Bu sözlerden iki yıl sonra bu cümlelerim, bu kumpası kurup, milli orduya bu kumpası kuran hakimler, savcılar, o yapının yargılandığı davada alıp kullanıldı. Bu kadar netti mesele. Milletin vekiliysen tarihin doğru yerinde duracaksın. Biz oraya suçlu olanı aklamaya gitmemiştik ki. Hakikati aramaya gitmiştik. Şimdi buradan hakikati aramaya cesareti olan AK Partili, MHP’li milletvekilleri aranıyor arkadaşlar. AK Partili ve MHP’li gidip, ‘Oradayız’ deyip, gelip önce vicdanına, sonra arkadaşlarına, seçmenlerine bunu anlatacak birileri aranıyor. Bulmak zor. Ona göre gruplar yapılıyor. Ona göre grup disiplinleri yapıyor, bilmem ne… Ama burada büyük bir kopuş var artık. Hakikatle burada konuşulanlar arasında makas bu kadar açılırsa zaten artık ne ‘İktidarım’ demenin, ne ‘Milletin vekiliyim’ demenin bir anlamı kalmaz. Onun için bundan sonraki süreçte hiç yapılmayanın yapıldığı bu mahkemenin doğru analiz edilmesi lazım. Aynı suçlamalarla yargılanan Erdoğan, bir gün gözaltına alınmadan, bir gün evine polis gitmeden, bir gün tutuklanmadan tutuksuz yargılanmışken; bir tercih, savcının tercihi ki yanlış tercih. ‘Tutuksuzluk esas da, tutuklayalım arkadaşlar.’ Paldır küldür götürüyorlar. Sonra yazı yazıyorlar. ‘Resimlerini indirin, seslerini yasaklayın.’ Ya İstanbul Büyükşehrin halihazırda seçilmiş başkanı. Kimin resmini indiriyorsun, kimin sesini yasaklıyorsun? Millet ‘O olsun’ diyor, bunlar ‘Bize oy vermediniz oh olsun’ diyor. İşte milletle devleti karşı karşıya getirirsen, bu milletin bir özelliği var. Vergi istiyorsun, öyle veya böyle verir. Hangi yükümlülüğü söylersen yapar. Bayrak uğruna can verir, askere çağırırsın gider. Evladı şehit olur ‘Vatan sağ olsun’ der, ama milletin karşısına devleti dikersen, ‘Senin dediğin gibi olmayacak, benim dediğim gibi olacak’ dersen o gün bir gün o karşı karşıya gelir ve orada millet düzeni yeniden kurar. Devleti yeniden kurar. Devleti çökerten, devleti bir siyasetin hizmetine sokan, devleti partinin yapan, partiyi devletin sahibi yapan, seni - beni figüran yapanlara karşı bu milletin söyleyecek sözü var. Sandıkta demokrasi o tokadının en alasını indirecek Allah’ın izniyle.”
“ONLARA MUAMELEN, GÖRECEĞİN MUAMELEYİ BELİRLEYECEK”
“Bir yandan bir kez daha sesleniyorum. Arkadaşlarımız şunu yapmadılar. Kuyu tipi cezaevine konanlar var. Orada kalacak kişi, ki insan hakları açısından hepsi değerlendirilir. Altı kez ağırlaştırılmış müebbet almış hükümlünün duracağı yere iddianamesi yazılmamış arkadaşlarımızı koyuyorlar. Böyle bir düzen var. F tipi cezaevi. Olacak iş değil, seçilmiş belediye başkanlarını koyuyorlar. Bir gün çıkıp şikayet etmediler. Neden? Dediler ki ‘Bu bir siyasi mücadele, en sertini vereceğiz.’ Ama kardeşim olacak iş mi ya? Yargılama yapıyorsun, öğlen yemeği yok. Yargılama yapıyorsun su aksıyor ya, su aksıyor, su aksıyor. Bu kadar zulmün, bu kadar nefretin, bu kadar kinin birikmesine sebep ne? İstanbul’a Kanal İstanbul’u yaptırmadık diye aç bırakılmayı, ya da sen yıllardır büyük bir israf rejimini kurdun, AK Partililer ‘İllallah’ dedi diye iyi yönettiğimiz Beylikdüzü’nden İBB’ye gitmiş olmamız, iptal edilen seçimlerde seni farkla yenmiş olmamızın cezası katıksız yargılanma olabilir mi ya? Su aksar mı, sus? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti Silivri’de yargılamada susuz bırakarak yargılamayı nasıl yapabilir ya? Her gün var bu mahkeme, bir gün değil. Sık dişini git dayan değil. Her gün oluyor bu mahkeme, her gün gidiyor arkadaşlar, haftada dört gün. O yüzden buradan kini gözünü bürümüş, aldığı talimatla Cumhuriyet Halk Partisi’nin değil, milletin iradesi üzerine yürümüş o turpun küçüğüne sesleniyorum: Yaptığın görev, geçmişte yaptığın haysiyet cellatlığının üstüne mum dikme görevi değildir. Adam gibi yapacaksın o Adalet Bakanlığını. İnsan gibi yapacaksın. O Adalet Bakanına söylüyorum: Silivri’de mahkemede giden herkesin huzuru, güveni, ona karşı saygılı bir dil kullanılması, içeceği su, yiyeceği yemek, devlette üstlendiğin hasbelkader görev gereği sana emanettir. Onların göreceği muamele, bu Meclis’in komisyonuna geldiği gün göreceğin muameleyi belirleyecektir. Hadi bakalım.”
“TÜRKİYE’Yİ AÇIK CEZAEVİNE ÇEVİRDİLER”
“Türkiye’de rejimin tehdit gördüğü maalesef herkes tutuklu. En adını bildiğiniz de, isimsiz kahramanlar da. 2026 yılında Türkiye’yi bir rejime tehdit olanlar için açık cezaevine, tutuk merkezine çevirdiler. Ekrem İmamoğlu da belediye başkanlarımız, seçilmiş siyasetçiler, kıymetli bürokratlar da tutuklu. HDP’nin önceki Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ tutuklu. Türkiye’ye sandık grup oyla katılmaya karar vermiş Hatay’ın, yani Hatay’daki ilk oy, Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı oyudur. Bu oyları kullanmış, demokrasiye inanmış, pırıl pırıl hangi görüşten olursa olsun Hataylılar’ın iradesiyle son kullandıkları yo ile yolladıkları milletvekili Can Atalay tutuklu. Selçuk Kozağaçlı'dan Mehmet Pehlivan‘a kadar avukatlar tutuklu. İşçi haklarını savunan sendikacı Mehmet Türkmen tutuklu. Gazeteci Merdan yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp ve 17 gazeteci tutuklu Türkiye’de. Köyünü, doğasını, zeytin ağaçlarını savunan İkizköylü Esra, o İkizköy’ün kadın muhtarının ninesiyle bir ağaçlarına sahip çıkan Esra Işık tutuklu. Bunun yanında artık öyle bir noktaya geldi ki, çevre mücadelesi veren, hak mücadelesi veren kim olursa; gaz, jop, gözaltı, tutuklu ki bir daha kimse bunu yapamazsın diye. 19 Mart darbesinden sonra 301 öğrenci tutuklandı. Dün Çağdaş Gazeteciler Derneği’nde ödül aldı. Vatan Emniyet’teki işkencenin belgeseli var. Nasıl darp raporlarının sonradan değiştirildiği var. Askeri darbe dönemlerinde olmayan, önce darp raporu, sonra temiz raporunun dosyada değiştirildikleri var. İzledik, şaşırdık, kahrolduk. Sırf hani polis, barikat, kavga çatışma, 301 öğrenci tutukladılar. İçlerinde bir tane eline bayrağın sopasını alıp da polisin kaskındaki böyle üzerine konan sineği ittiren yok. Ömrü boyunca emniyetin önünden geçmemiş ailelerin, ömrü boyunca polise, güvenlik güçlerine ‘Höt’ dememiş çocukları sırf diğerlerine örnek olsun, kaygı olsun, meydanlardaki bu yoğunluk, gençlerin bu ilgisi dursun diye hepsi alınmış, içeride o güzellik çocuklara yapılan işkencenin kanıtlar var. Halen daha açılmayan soruşturmalar veya zorla ittir kaktır giden soruşturmalar var.”
“VARTOLULARIN MÜCADELELERİNİN ARKASINDAYIZ”
“Şimdi burada Ordu’dan, Ordu’nun yüzde 75’i, Giresun’un yüzde 85’i madenciliğe açılmışken; bu hafta 18 ihaleyle birlikte Ordu’nun ormanlarını, Ordu’nun derelerini katletmeye niyetleniyorlar. Buna direnen Orduluların mücadelesini selamlıyoruz hep birlikte. Yine grupta Varto Ekoloji Platformu var. Jeotermal enerjiye karşı büyük bir orada çevre katliamı planlıyorlar. Bunu en iyi Aydınlılar bilir. Bu jeotermali Aydınlılar bilir. Geldiler, Aydın Ovası’na jeotermalleri yaptılar. Aydın’ın güzelim incirini, ballık hastalığıyla türlü hastalıklarla tanıştırdılar, çok ağır bir bedel ödendi. Manisa Alaşehir‘de üzüm bağlarının canına okudular, obruğu ayrı dert, hastalığı ayrı dert. Ama mesela Sarıgöl büyük bir mücadele verdi ve korudu kendini. Şimdi de Varto‘da jeotermalin yaratacağı doğa tahribatına karşı mücadele ediyor Vartolular, grubumuza gelmişler. Kendilerini selamlıyoruz, mücadelelerinin arkasındayız.”
“AÇILIŞLARI ONU SEÇENLERE YAPTIRDIK”
“Değerli arkadaşlar, geçen hafta İzmir’de, Manisa’da ve Bursa’da açılışlar yaptık. Bursa’daki açılışların aslında normal tarihi 15 - 16 Nisan’dı, gidecektik. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 29 tane önemli açılışı vardı, onları yapacaktık. Bu arada Bozbey‘in şu tutumunun bir kez daha altını çizelim. Bozbey ve Aydın Büyükşehir. Birbirine çok benzeyen iki pozisyondaydılar. Bozbey‘e de Aydın Büyükşehir’e de gittiler. ‘Ya bize katılacaksın ya içeri atılacaksın’ dediler. Aydın Büyükşehir güya Topuklu Efe, topuklaya topuklaya ve Aydın’ın kendisine verdiği emeği, desteği alıp hırsızlayarak, siyasi bir yankesicilikle, milli irade hırsızlığıyla layık olduğu yere koştu, Tayyip Erdoğan’ın yanına koştu. Mustafa Bozbey 15 günde bir gelen baskılara, tehditler, şantajlara, basında yazılmasına rağmen ‘Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim, bir tek kusurum yok. Bulursanız hesaplaşırım. Ama ben şantajınıza, tehdidinize boyun eğmem’ dedi. Ve o sebepten dolayı sırf Bursa’ya çökmek için Bursa’daki cezaevine kondu. Buradan o Aydın’ın iradesini çalandan ne kadar iğreniyorsak, Mustafa Bozbey’in duruşuyla da o kadar övünüyoruz. Helal olsun. Bozbey ‘Bunlar beni içeri atar’ dedi. Sonra dedi ki, ‘Üç ay kulaklarının üzerine yatarlar, sonra benim yaptıklarımı AK Parti yaptı diye açarlar’ dedi. O yüzden tarihte ilk kez, belki dünya siyaset tarihinde ilk kez, bir gece vakti hizmeti yapan belediye başkanı gözaltındayken, açılışı onu seçenlere yaptırdık. Ekrana yansıttık, ‘Açıyorum’ diye bağırdılar ve 29 önemli eseri açtık ki, Bursa bu kadar güçlüklere rağmen neler yapılmış görsün, bundan sonra yapılacak, yapılmayanları yine Bursa’daki eski sömürü düzeni geldiğinde bizim yaptığımız işlerle birileri haksız yere övünmesin diye.”
“İZMİR’DE KONUT MAĞDURİYETİNİN TAMAMI ÇÖZÜLECEK”
“Bunun yanında İzmir’de 26 tane açılış, 24 tane projenin temelini attık. Önemli bir mesele vardı İzmir’de. Biliyorsunuz üç kıymetli arkadaşımız Tunç Soyer ve Şenol Aslanoğlu ve Heval Savaş Kaya tutuklular şu anda. Ama yedeklemeden tutuklular. Niye? İlk başta o büyük İzmir operasyonu dedikleri o operasyonda ‘Efendim siz kooperatif kurmak yoluyla dolandırıcılığa giriştiniz.’ 100’den fazla kişiyi gözaltına aldılar, önce 104 kişiyi tutukladılar. Hızla iddianame yazıldı, 50’ye düştü, sekize düştü, üçe düştü. Ve şu orada ortaya çıktı. Arkadaşlarımız büyük bir özgüvenle anlattı. İzmir’de kentsel dönüşüme ihtiyaç var depremden sonra. Bir formül olarak müteahhit sistemini değil, çünkü müteahhit kar ediyor orada, müteahhit bedava yapar mı? Kooperatif sistemini öne alarak doğru bir model olduğunu düşündüğümüz bu yöntemle kentsel dönüşüm yapmak için kooperatifleri kurduk. Kurulmasına öncülük ettik. Bunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmiş dönemde siyasi kararlılığı da vardır. Ve doğrudur. Çünkü kooperatif kurmak, kurdurmak, kooperatifçilik suç değildir, hiç olmadı, aksine çok doğru yöntemdir. Ama o süreçlerde ne pandemi kaldı ne ekonomik kriz kaldı ve hepiniz biliyorsunuz Türkiye’de inşaat maliyetleri birken ona katlandı. Bir çok özel müteahhit de durdu, battı, ya da yeni anlaşmalar yaptı. Kooperatiflerden toplanan 600 lirayla maliyeti 3 milyon liraya, 4 milyon liraya, 5 milyon liraya çıkmış daireler bitirilemedi. Ve durmuştu. Bundan dolayı da İzmir’de bir tepki vardı. Ben milletvekili olduğum günden beri Esenyurt’un konut mağdurları, 10 bin kişi bu Meclis’tedir. Sorarsın ‘Niye hep bize geliyorsunuz?’ AK Partililere talimat verilmiş, ‘Onları dinlemeyin.’ Esenyurt Belediye Başkanı zamanında, AK Partili belediye başkanı, video çekiyorlar sosyal medyaya düşüyor. O yüzden konut mağdurlarını dinlemez AK Partililer. İzmir’de dinleyecekleri tuttu. Onlarla bir eylem yapacakları, onlara kamyon, otobüs tutacakları tuttu. Biz de gittik hepsini gördük, dinledik. Arkadaşlarımızın suç işlemediğini, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de bu sorunu çözmesinin boynumuzun borcu olduğunu söyledik. Sağ olsun Cemil Tugay, bürokrasi, çalıştılar. Bu hafta İzmir’e gittim. İzmir’de durum şu: Yedi kooperatifin altısıyla karşılıklı imza atılmış. Bir tek yedincisi AK Parti - MHP ret oyuna takılmış. O da gelecek meclis toplantısında çözülecek. Yedi kooperatifte ilerliyor ve ilk olarak dördüncü etap diye söyledikleri kooperatifte de daireler bitmiş, bir kısmı. Yılsonuna kadar hatta Ağustos’a kadar bin 300’ü tamamen bitecek. Bitenlerin işte 60 tane bir yerde, 50 tane bir yerde. Anahtar teslimleri başlamış. Ben İzmir’den ayrıldığımda ‘Bu sorunu çözeceğiz, biz AK Parti değiliz. Düşeni düştüğü yerde bırakmayız. Bizim suçumuz yok, inşaat maliyetleri artmış demeyiz. Üzerimize düşeni hallederiz’ dedik. Titiz bir çalışmayla şimdi İzmir’de geçtiğimiz yıllarda protesto için AK Parti’nin önüne düştükleri, ‘Aman şuraya gel’ dedikleri salonda anahtarı alıp kaldırıp gülümsüyorlar. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni kutluyorum. 15 günde bir bilgi alıyorum. Gelecek yılın sonuna kadar bu konut mağduriyetinin tamamı çözülecek ve atılan imzalar, varılan uzlaşılar doğrudur.”
“İZMİR’DE YÜZLERİN GÜLMESİ, ÖZGÜR ÖZEL’İN BAŞ SORUMLULUĞUDUR”
“Tabi hal böyle olunca dolandırıcılık suçu için bir dolandıran ve bir dolandırılan bulacak. Şimdi dolandırılanlar evlerine kavuştuğuna göre, dolandıran diye biri kalmadığına göre arkadaşlar dışarı çıkacakken başka bir dosyadan bu üç arkadaşımızın ikisine yeni tutukluluk, biri evindeyken tekrar tutukluluk. O süreçlerin de tamamını dikkatle takip ediyoruz. Ancak şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız. İzmir’de mağduriyetlerin durdurulduğu, iyiye gidişin başladığı, umutlu gülümsemelerin olduğu, artık yüzlerin güldüğü bir süreçteyiz. Bunun yanında kiralık sosyal konut, bunu dünya sosyal demokratlardan duyar. Türkiye de bizden duydu. Bizden duyunca AK Parti ‘Biz de yapacağız’ dedi ama projenin yüzde 5’i falan dedi. Biz yüzde 25’inden aşağı olmaz diye söyledik. Çeşme Belediyesi’nin bittiğinde 660 bağımsız ve tek katlı kiralık sosyal konutunun temelini Sayın Karayalçın’la birlikte attık. Karayalçın Batıkent mucizesini yapan genç ekibinin, şimdi Çeşme’de büyük bir memnuniyetle ak saçlı danışmanlar heyeti olarak projeyi sahiplendiğini gördük, çok mutlu olduk. Bunun yanında 3 bin 100 tane sosyal konut temeli, Menemen için atıldı. Bunları takip ettik. Yani şunu söyleyelim. Dedik ya ‘Sancak gemisidir hem partimizin, hem Cumhuriyetin.’ İzmir’de sancak gemisi tüm saldırılara rağmen, tüm silkelemelere rağmen, tüm kötü niyete rağmen büyük bir mücadeleyi vermektedir ve İzmir İzmir’e yakışır şekilde yönetilecektir, yönetilmektedir. İzmir’de yüzlerin gülmesi, Özgür Özel’in baş sorumluluğudur.”
“ŞAFAK VAKTİ OPERASYONUYLA MESLEK FABRİKASINI ELE GEÇİRDİLER”
“Tabi bu işler öyle olunca, İzmir’de hizmet yoluna girince, tartışma bitince, memnuniyet yükselince hazımsızlık da yükseldi. Biliyorsunuz burada sayın grup başkanvekillerimiz önemli bir mücadele verdiler, kıymetli grubumuzla birlikte. Kasım 2025, geçtiğimiz Kasım’da. Neydi? Hatırlayalım bu işler nereden geldi? İstanbul’da tek maksat var, belediyeyi çalıştırmamak, gelirlerini durdurmak. İstanbul’da başta Galata Kulesi ve çok kötü durumda olan Yerebatan Sarnıcı, İBB tarafından çok iyi bir şekilde restore edilip, inanılmaz bir yabancı ve yerli turist akımıyla önemli bir gelir getirdiğini görenler ve Galata Kulesi‘ni bir hukuki süreçle orayı kaybettiğini görenler tuttular bir kanun maddesi getirdiler. ‘Efendim bir yapının geçmişinde şu anda hayatta - ayakta olmayan bir vakfın bir çivisi varsa bu mülkiyet Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçer.’ Ve bunun üzerinden Yerebatan Sarnıcı’nı AKP’nin deyimiyle söylüyorum. Kendileri hakikaten böyle kaderine terk etmişti, kokuyordu, pisti, korkunçtu. Şimdi içinde filmler çekiliyor, reklamlar çekiliyor, turistler geliyor, bayılıyor çıkmıyor. AKP o tarafıyla ilgilenmiyor, övünülecek kısmına. ‘Para basıyorlar orada diyor. Para basıyorlar. Galata Kulesi‘nde para basıyormuş, Yerebatan‘da…’ Ya kardeşim para basılmıyor Türkiye’nin şanı, şerefi, itibarı yürüyor. Bu hizmetin karşılığını da yabancı turist ödüyor. Sana ne. O paranın peşindeler. Çok uğraştık, şimdi Anayasa Mahkeme sürecinde. Tabii buradan istifade bu kanun çıkıveresiye İzmir’de Meslek Fabrikası, Egemenlik Evi, Namazgah Hamamı ve Gasilhane‘ye de Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne tapularını geçirmek suretiyle çökmeye çalışıyorlar. Meslek Fabrikası’nın durumu daha da özel, bu kanuna da uygun değil. Bina yapıldığında Vakıf ayakta değil. Bunun için mahkemeye gidiliyor. Mahkeme şak diye yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Sonra geçen gün yürütmeyi durdurmayı kaldırıyor. O kadar çok üzerine gidilmiş ki mahkemenin, neler neler olmuş... Hani o detay iktidarımıza kalsın, neler olduğu o gün anlatılsın. Paldır küldür polis eliyle operasyon yapıp şafak vakti, Meslek Fabrikası’nı ele geçiriyor AK Parti. Arkadaşlar, değerli misafirlerimiz Meslek Fabrikası’nda ne var biliyor musun? Meslek Fabrikası Atatürk tarafından, Atatürk’ün imzasıyla İzmir Belediyesine bırakılmış vaktiyle. Metruk kalmış yıllarca. Sayın Aziz Kocaoğlu bunu görmüş ve demiş ki ‘Biz bunu alalım ve topluma kazandıralım.’ Demişler ki ‘Tapusunda bir vakıf şehri var.’ Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne yazmış. ‘Tamamen bizim olması açısından ne istersiniz?’ demiş. O zaman Vakıflar Genel Müdürlüğü bir tutar belirlemiş, o tutar ödenmiş. İşte o zamanın parası 1 milyar, bilmem kaç milyon falan. Tapu alınmış. Üstüne muhteşem bir restorasyon yapılmış. O dönem başlatılıyor, Tunç Soyer aynen veya güçlendirerek devam ediyor. Cemil Tugay da yeni bölümler ekliyor. O gün bugün, 10 yılı aşkın zamandır Meslek Fabrikası’nda, adı Meslek Fabrikası, 5 bin 800 kurs açılmış ve 145 bin kursiyer meslek sahibi yapılmış arkadaşlar. Bu bina buna kullanılıyor.”
“POLİS GİRDİĞİNDE İÇERİDE KURSİYERLER VARDI”
“Dün polis girdiğinde de içeride kursiyerler var. Örneğin içerideki kursiyerlerden yeni bitmiş, yenileri var; Dijital Gençlik Merkezi açılmış oraya. Şubat 2025’ten bugüne 14 ayda 385 genç yeni dijital becerileri geliştirildiği için istihdam edilmiş çeşitli şirketlerde. Buraya saldırıyorlar, burayı alıyorlar. Şimdi İzmir’de bir yerel seçim yaşadık. Yerel seçimde ‘Efendim yaşam biçimine müdahale etmeyeceğiz, İzmir’i üzmeyeceğiz. AK Parti‘ye şans verin, İzmir’de CHP’den daha iyi yönetiriz genel yönetimin yetkileriyle’ diye geziyor bunlar ortalıkta. Gittim İzmir’e, mitingler yaptım ve anlattım onlara. ‘Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AK Parti’ye verdi İstanbullu. Ne oldu İstanbul’da? Mesela size dünyanın en muhteşem manzarasını tarif ediyorum. İstanbul’da Büyükada’ya gidin. Dünyanın en güzel yeri, karşısında dünyanın en güzel şehri. Büyükada’da Büyükada İskelesi var. Alttan vapur kalkıyor, üst tarafı koca iskelenin üstü. Dünyanın en iyi manzarası değil mi? Karşıda İstanbul var, adadan bakıyorsun. Oraya ne yaparsın? Hani ‘Para getirsin’ desen, lokantalara kiraya versen dünyanın en iyi lokantaları gelir, en yüksek kirasını öder ve o prestijli yere gelir değil mi? Düşün, oradaki lokantalardan ne para kazanılır ve adalardaki ne yoksul çocuklar büyütülür, ne burslar verilir. İstanbul’un, karşıdaki Kartal’ın bütün fakirlerine yeter. Veya, veya sen düşün. Ne yapmış AK Parti orayı biliyor musunuz? 25 yıllığına bila bedel TÜGVA’ya vermiş. Adalar İskelesi’nin ikinci katı, 25 yıl, bila bedel.TÜGVA orada ne yapıyor?’ dedim. Dedim ki İzmirlilere ‘AK Parti gelirse ki hepsi TÜGVA’cı, TÜRGEV’ci, hepsi o vakıfların bir yerlerinde…’ Hele şimdi biri var, Cemil Tugay‘la güya uğraşıyor. Adını anmaya değmez; vasıfsız, niteliksiz, beceriksiz, işi - gücü kavga. O takip ediyor bu işi. Dedim ki ‘Ver oyu AK Parti’ye, versin Alsancak İskelesi‘ni TÜRGEV’e. Versin Karşıyaka İskelesi’ni TÜGVA’ya 25 yıllığına, versin Asansör’ü Okçuluk Vakfı’na.’ ‘Bunları yapar’ dedik, zaten İzmirliler bunlara pas vermez. Bunlar o günler itiraz ediyordu, ‘Niyetimiz yok.’ Niyetiniz yok ne? İstanbul’da Adalar İskelesi’ni veren, İzmir’de Alsancak İskelesi‘ne mi acıyacak? Şimdi kanunu değiştirdiler. Meslek Fabrikası’nı alıyor, demiyor ki ‘145 bin hemşerim burada meslek öğrenmiş.’ Oraya çökmek için valiyle o tuhaf zihniyetteki adam her gün polisin orada; ‘Girin, dışarı atın, belediye başkanlarını dışarı atın...’ İzmirliler orada bir mücadele veriyorlar. Meselenin kendisi şu… Binayı yarın alırlar, direniriz alamazlar. Mahkeme öyle der, böyle der. Eninde sonunda bu işler değişir. Ama görülmesi gereken bir mevzu var. Bir tarafta o Meslek Fabrikası’nı alıp da milletin hizmetine sokanlar, bir tarafta milletin bu hizmetin durdurup kendileri alıp orada at koşturmak isteyenler... Bir harami zihniyeti var, bir çökme zihniyeti var. Bir Cumhuriyet‘le, değerleriyle ve milletin kendisiyle didişme zihniyeti var. Ben bütün İzmirlilere ve Türkiye’deki herkese, bu harami, didişme zihniyetine karşı bugünleri unutmamayı, hesabı sandıkta sormayı emanet ediyorum.”
“CHP İKTİDARINDA POLİSİN BİR PARTİYLE İLİŞKİSİ KALMAYACAK”
“6 - 12 Nisan, Polis Haftası. Öncelikle bugün İsrail Konsolosluğu’na bir silahlı saldırı girişimi oldu. Her türlü silahlı saldırıyı, şiddeti kınıyoruz. Hangi gerekçeyle ve kime yönlendirilirse yönlendirilsin, kınıyoruz. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Kahraman polisimiz etkisiz hale getirdi. Biri herhalde ölü ele geçirilmiş, ikisi yaralı. İki polisimiz hafif yaralı, öyle bilgi aldım. Allah’tan şehidimiz yok. Bir kez daha Polis Haftası’nda kahraman Türk polisini sevgi ve saygıyla selamlıyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Maç olur, polis çalışır. Eylem olur, polis çalışır. Konser olur, polis çalışır. Pandemi olur, millet canıyla uğraşır, polis çalışır. Miting olur, polis çalışır. Sokağa çıkmak yasak olur, millet sokağa çıkmasın diye sokakta yine polis çalışır. Kimse çalışmaz, polis çalışır. Ama emeğinin karşılığını alamaz. Öyle ki saatlerce görev yapar, kumanya gelmez. Mesai yapar, ücret ödenmez. İntihar ederler, bunalıma girerler. ‘Araştırılsın’ denir, buna bile tahammül edilmez. Sendika hakkı alırlar, sendika hakkı alanlar meslekten atılırlar. Bununla ilgili asla ve asla polisin sesini duymazlar. Hele hele bu son dönemde kanunsuz, anayasaya aykırı emirlerle olmadıkça işlere zorlanırlar. İnanılmaz derecede zor bir görev icra diyorlar. 260 saat mesai, mobbing, ekonomik çıkmaz… Bunların hepsine son vermek gerekiyor. 12 - 24,12 - 36 çalışma bitmeli. Fazla mesai ödemeli bir sisteme geçilmeli. Gece mesaisi sekiz saati geçmemeli. Sendikal haklar tanınmalı. Mülakat kalkmalı, liyakat olmalı. En önemli sorun; lojman ve kreş hakkı. Bilhassa büyükşehirlerde ve kiraların çok pahalı olduğu turizm şehirlerinde, hatta turizm ilçelerinde ve beldelerinde bu meseleler lojman sorunuyla çözülmeli. Emekli polis sefalete sürükleniyor, o yüzden intibak sorunu mutlaka çözülmeli. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak inşallah şöyle bir taahhüt sahibiyiz; Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, polis bir partinin kolluk kuvveti gibi görev yapmak, bir partinin aldığı kararları uygulamakla mükellef olmayacak. Polis, devletin ve milletin polisi olacak, bir partiyle ilişkisi kalmayacak.”
“SALDIRILARININ HESABINI KANUN ÖNÜNDE SORACAĞIM”
“Buradan yapmam gereken önemli bir çağrı, İçişleri Bakanınadır. Kendisi Erzurum Valiliğinden sonra bu göreve geldi. Önceki İçişleri Bakanı İstanbul Valisi iken belediye Üsküdar’da işgalden kurtarmak istediğinde ki şu anda Üsküdar’ın bu halini görüyorsunuz. Su da basmıyor, denizi de görüyorsunuz, o işgalci yaratıklar da gitti oradan. Ama Büyükşehir’in zabıtalarına saldırdılar, vurdular, kırdılar. Polis o gün zabıtanın karşısına geçmişti. Çünkü o gün sizden önceki İçişleri Bakanı işgalci AK Partililerin menfaatini koruyordu, zabıtaya görevini yaptırmıyordu. Büyük mücadeleler sonucunda Üsküdar işgalden kurtarıldı. Adalar İskelesi’nde mahkeme kazanılmış, TÜGVA çıkmıyordu. Zabıta iskeleyi almak istedi, Adalar zabıtası. Karşısına polisi diktiler. Cumhuriyet Halk Partisi’nin il binasına 5 bin polis soktular. Bu tip örneklerle biz çok büyük kavgalar ettik İçişleri Bakanı‘yla. Ama ona dedim; ‘Bu söylediklerimi, bu yazdıklarımı, görevden alındığı gün oku ve bana cevap yaz’ dedim. Okuyamadı, yazamadı. Gün gelecek şahsen değil ama bir Atatürk’ün kurduğu partinin başındaki Genel Başkan sorumluluğuyla baba ocağına yaptığı saldırının; Üsküdar’a yaptığı, Adal’a yaptığı, özellikle de öğrencilere yaptırdığı saldırıların tamamının hesabını teker teker kanun önünde ondan soracağım.”
“POLİS VE JANDARMA PARTİNİN KOLLUK KUVVETİ OLMAYACAK”
“Şimdi Sayın yeni Bakan’a şunu hatırlatmak isterim. Zonguldak’a il genel meclisi seçimi var. Krize gebe mi? Gebe. Niye? 16 - 16 berabere. 16 CHP’li il genel meclis üyesi var, 16 da Cumhur İttifakı’nın belediye meclis üyesi var. Sonuç? Seçim yapılıyor, 16 - 16 berabere çıkıyor. Seçimi yapan mevcut il genel meclisi başkanı ve aday. Oylardan iki tanesini geçersiz ilan edip kendini yeniden seçilmiş ilan etmeye çalışıyor. Oyların tek tek videoları çekilmiş. Tek birinde kusuru yok hatta AK Parti’ninkinde var. Yani tarafsız birine ‘Burada iki tane iptal edeceksin’ dese AK Parti’ninkini iptal eder. Burada ‘Efendim okuyacağız’ filan. Meclis içinde gerginlik çıkıyor; ‘Okursun’, ‘Okumazsın.’ Salonun bir tarafında AK Partililer, bir tarafında CHP’liler; Genel Başkan Yardımcımız, milletvekillerimiz, il başkanımız, belediye il genel meclis üyelerimiz direniyorlar ve karşılarında da muhatapları var. Ya buraya rap rap rap jandarma. Bakın eski alışkanlıklar bunlar. Siz eskisinin devamı gibi yapmayacağınızı, şafak operasyonları yapmayacağınızı, haysiyet cellatlığına aparat olmayacağınızı, bu işlerde böyle olmayacağını ifade ettiğiniz için. Şimdi bu ilk vakayı görüyoruz. Ne işi var jandarmanın orada? Ne yapmaya gelmiş? AK Parti İl Genel Meclisi Başkanı’nın sonucu ilanı için bizimkileri iteklemeye kalkıyor. Olacak iş değil. Elbette izin vermedik, elbette ki orada jandarma, komutan. Ama iki parti arasında jandarma sokulmaz. Aklınızı başınıza alın. Öbür taraftan İzmir’de polis gelmiş, fabrikanın içine sabahın köründe operasyon yapmış. Belediye başkanlarını, meclis üyelerini, kursiyerleri itekliyor. Bu işler kazandırmaz. Bundan önce bu işlere kalkışan İçişleri Bakanlarına da kazandırmadı. Aynı şekilde yapılırsa size de kazandırmaz. Ancak bu konuda biz diyaloğa açık bir şekilde, çünkü iş şöyle bir şey. Verdiğiniz emirler milletin polisi ile bizim kardeşlerimizle, jandarmamızla bizi karşı karşıya getirmeye yönelik. Bunu doğru bulmuyoruz. Bunun için buradan bir kez daha söylüyorum. CHP iktidarında ne polise ne jandarmaya, bir partinin kolluk kuvveti muamelesi yapılmayacak, buna niyet eden ilk başta karşısında Genel Başkanı bulacak. Polis, jandarma görevini yapacak. İnsani şartlarda çalışacak, anasının ak sütü gibi helal hakkını da söke söke alacak.”
“CHP’NİN LEHİNE OLUNCA UYGULANIYOR MU, GÖRECEĞİZ”
“Bu arada şunu söyleyeyim. Zonguldak'taki 16 - 16 berabereyi ‘Ben kazandım’ diye ilan eden arkadaşa şunu hatırlatırız. İstanbul’da Bayrampaşa’da seçimler yapıldı ve CHP kazandı. Mahkemeye gitti AK Parti. Dediler ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin başkan adayı meclis başkanvekili olup, ki kural da öyle orada onun yönetmesi gerekiyor. Meclis başkanvekili olduğu için, kendi kazandığı seçimi yönettiği için’ deyip Bayrampaşa seçimini iptal ettiler. Sonra 50 tane alengirli iş çevrilerek beraberlikti, kuraydı bilmem neydi derken Bayrampaşa Belediyesi CHP’nin elinden alındı. Şimdi Bayrampaşa kararı, birisi aday olduğu seçimi yönetemez kararı, AK Parti’nin lehine olunca uygulanıyor da CHP’nin lehine olunca uygulanıyor mu uygulanmıyor mu Zonguldak‘ta göreceğiz. Meseleyi en yakından takip ediyoruz.”
“UŞAK’TA KADIN ARKADAŞLARIMIZ SEÇİLDİ, CHP’NİN ÖZELEŞTİRİSİ BUDUR”
“Değerli arkadaşlar, büyük bir saldırı altında olduğumuzu biliyoruz. Buna karşı direniyoruz, gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. Hiçbir olayın ahlaki üstünlüğü elimizden almasına ve psikolojik üstünlüğü kaybetmemize, çoğunluk enerjisini kaybetmemize izin vermesine izin veremeyiz. Geçtiğimiz haftalarda, geçtiğimiz hafta, 10 gün önce Uşak Belediyesi’nde yaşananlar hepimizi çok fena şekilde üzdü, rahatsız etti. Uşak üzüldü, Cumhuriyet Halk Partisi üzüldü, kadınlar üzüldü. Olayı duyduğum anda, yani saatler sonra bir otobüsün üstündeydim. Dedim ki, ‘Üzgünüz, büyük bir devletin polis kamerasının paparazzi kamerası gibi kullanılması, bunu sabahın köründe Sabah gazetesine verilmesi, bu AK Parti’nin düşmüşlüğünü, devleti parti için kullanmayı, partinin de bir yıldır bu kadar iş yapıyor rıza üretemiyor, bu kötü görüntülerin servisinden medet umduğunu bir not edelim. Ama bir de ortaya çıkan bir mevzu var. Dedik ‘Eğer bu gerçekse, öyleyse biz özeleştirimizi yapacağız, üzerimize ne düşüyorsa yapacağız’ dedik. Biz bunu deyince AK Parti Sakarya Adapazarı’nda dört haftadır bir evlat ‘Anneme belediye başkanı tacize bulundu’ diye bağırıyor. AK Parti’den kimse duymadı bunu. Sustular. Ben bunu deyince istifa ettirdiler. Dört günlük gözaltı süresi var, kimseyle görüşemiyor. O sürede üyeliği askıya aldık. O gün de ilan ettik, yeni bir karara ihtiyaç olmadan gereğini yapmak üzere iki tane hukukçu görevlendirildi. O iki hukukçu gitti, görüştü, rapor verdi. Ve kesin ihraç talebiyle de Disiplin Kurulu’na sevki yapıldı. Bu sürede ‘Atamazlar, yapamazlar, şöyleydi böyleydi’ bir sürü yalan dolan bilmem ne, üyeliği askıya aldığımız halde. Ama hepsi gördü, şimdi durdu. Bu iş böyle kalmazdı arkadaşlar. Çünkü ne dedik? ‘Gereğini yapacağız’ dedik, yaptık. ‘Üzüldük’ dedik. ‘AK Parti’nin bu fırsatçılığına imkan veren bu yanlış yapıldığı için çıkan kötü görüntülerden parti adına ben özür diliyorum’ dedim. Bir de ne dedik? Özeleştiri yapacağız. Bir özeleştiri yaptık arkadaşlar. Geçen cuma günü ve dün Uşak’ta il genel meclis seçimleri vardı ve belediye başkanvekili seçimleri vardı. İkisi de tüm Cumhuriyet Halk Partili il genel meclis üyelerinin ve belediye meclis üyelerinin kararlı ve tam oylarıyla, il genel meclisi başkanlığına ve Uşak Belediye Başkanvekilliğine birer kadın arkadaşımız seçilmiştir. CHP’nin kadınlardan özeleştirisi budur. Kabul buyurunuz. Göreve gelen İl Genel Meclis Başkanımız Aynur Yurtsever’i, Uşak Belediye Başkanvekilimiz Hatice Terekeci Özkan’ı bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi olarak kutluyoruz.”
“19 MART’TA O REZERVLERİ YAKMASAYDIK, FİYAT ARTIŞLARINI DİZGİNLEYEBİLİRDİK”
“Değerli arkadaşlar adaletsizliklerin, kumpasların, krizlerin faturası hep milletin sırtında. İran Savaşına en hazırlıksız yakalanan ülke maalesef Türkiye oldu. Çok net ortada, kimsenin de bir itirazı yok. Çünkü Türkiye ikide bir rezervleri yakıyor. Sonra yoksullaşma pahasına, yoksulların sırtına yük bindirme pahasına ve büyük gelir transferleri pahasına bu rezervleri yerine koymaya çalışıyor. 128 milyar dolarda da öyle olmuştu, geçen sene 60 milyar dolara mal olan İBB operasyonundan sonra da öyle oldu. Öyle olunca faizler düşerken düşemez oldu. Enflasyon inecekken inemez oldu. Maalesef İran Savaşı geldiğinde de geçen sene 19 Mart’a harcanan rezervler yerine çok pahalıya konduğu için, manevra alanı, müdahale alanı olmaz oldu. Elimiz kolumuz bağlı şekilde yakalandık. Öyle bir noktadayız ki, biz Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Eşgüdüm Konseyini hızla davet ettik. ‘Öneriler söyleyin’ dedik. Dün DEM Partiye, bundan sonra da ziyaret edeceğimiz tüm partilere hem acil eylem planımızı, hem yapısal reform önerilerimizi, hem de kalıcı olarak özellikle enerji ve ulaşım ağları üzerinden yeni önerilerimizi dile getiriyoruz, anlatıyoruz. Ama bir yandan da dediğimizi dinlemeyenler, sonradan dinleyenler, azını yapanların yarattığı bir durum var. Biz geçen sene 19 Mart‘ta o rezervleri yakmasaydık, şimdi tıkır tıkır tedbirler ilan ediyor ve fiyat artışlarını dizginliyor olabilirdik. İlk başta petrol fiyatları fırlayınca dedik ki ‘Aman ha pompaya yansıtmayın.’ Son gece durdular. ‘Eşel mobil yapın’ dedik, yani ÖTV‘den karşılayın. Dörtte üçünü yaptılar. ÖTV bitti, ‘Aman ha KDV’den karşılayın, yansıtmayın’ dedik. Onu geçen hafta yansıttılar, yine dünya kadar zam yaptılar. Dünkü zammı rafineriye, taşıyıcıya yaptılar, pompaya yapmadılar. Ne yapacakları bekleniyor. Bütün ümit bugün bir ateşkes olursa, fiyatlar dönerse, bu işi kurtarırız. Olmazsa yandı gülüm keten helva, 7 - 10 lira zamlar gidecek. Dinlemedikleri için oluyor. Ve hazır tutmadıkları için oluyor.”
“AKARYAKIT ZAMMINDAN SONRA DOMATES 65’TEN 125 LİRAYA ÇIKTI”
“Bakın ne oluyor? Akaryakıt artışından önce - sonra. Dün doğrudan üç büyükşehirdeki hallerle arkadaşlarımızın yerinde, doğrudan kurdukları temas sonucunda. Domatesin kilosu akaryakıt artışından önce 65 lira, şimdi 125 lira, halde. Pazarda 75’ten 180’e çıkmış. Haldeki artış yüzde 93 olunca pazarda da yüzde 140 olmuş. Bunu anlatıyordum işte geçen hafta. Sen akaryakıttan ÖTV’yi alma, vergiyi alma, şimdilik zarar et. Düzelene kadar gelen zamlardan sakın. Yoksa kartopu gibi büyür, iğneden ipliğe gider. Geçen hafta dedim ‘Domates yansıyacak’ diye. ‘Sivri biber’ dedim hal fiyatı 40 liradan 120 liraya çıkmış. Hafif ya, hafif olunca taşıma maliyeti acayip biniyor üstüne. Ağır bir şeyde daha düşük oluyor. 87 lirayken 200 lira olmuş sivri biber. Salatalık 30 liradan 55 liraya çıkmış. Halde 83 artınca pazarda yüzde 100 artmış. Patlıcanın kilosu 55 liradan 90 liraya çıkmış. Pazarda 88’ken 150’ye çıkmış. Ve taneyle satış zaten başlamıştı. Tane domates 26 lira, sivri biber 6 lira, hıyarın tanesi 20 lira, patlıcanın tanesi 30 lira. Bir domates, bir sivri biber, bir salatalık, bir patlıcan 82 lira arkadaşlar. Bu zam gelmeden önce, akaryakıt zammı gelmeden önce toplamı 40 liraydı, şimdi 82 lira. Büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Yeni bir enflasyon dalgası ile karşı karşıyayız. Ve buradan Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin raporunu bütün muhalefet partilerine sunuyoruz. İktidar Partisi’ne açık çağrılarla ifade ediyoruz. Ve artık bu konuda şuna dikkat etmek lazım. Üç aylık enflasyon yüzde 10 oldu, bunlar yok daha içinde. Orta vadeli programa göre yıllık enflasyon yüzde 16. Görünen bir yıllık OVP’deki hedefe ilk altı ayda ulaşılacak. Altı ay önceden tutmadığı anlaşılacak. Yıllık enflasyon yüzde 30’un üzerinde kalacak, yüzde 28 - 30’un üzerinde kalacak. Bu da milleti perişan edecek.”
“EŞEL MOBİL DEVAM ETMELİ, KDV YÜZDE 1’E DÜŞÜRÜLMELİ”
“Bugün buraya DİSK Emekli-Sen gelmiş. 100 bin imza toplamışlar. Bizim bayram ikramiyelerinin bir asgari ücret olmasına yönelik olarak siyasi parti gruplarını ziyaret edeceklermiş. Biz en düşük emekli maaşının bir asgari ücret, asgari ücretin 39 bin lira olmasını savunuyoruz, bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz. Emekliye bayram ikramiyesinin de bir asgari ücret olmasının arkasındayız. Bu konuda grubumuz bu hafta ne gerekiyorsa yapacak emekliler için. Kısaca ifade ediyorum. Eşel mobil devam etmelidir, yüzde 20’lik KDV 1’e düşürülmelidir, çiftçilerin kredi borç faizleri silinmeli, anapara yapılandırılmalıdır. Çiftçilere uygulanan haciz işlemleri durdurulmalıdır, çiftçilere uygun kredi imkanları acilen sağlanmalıdır. Asgari ücret ve emekli maaşı dahil tüm ücretlere ara zam yapılmalıdır. Ücretlerin bu enflasyon yükünü taşıması artık mümkün değildir. Esnafa ve firmalara KGF teminatlı, kredi garanti fonu teminatlı kredi verilmelidir ama bu pandemideki gibi, esnafa yüzde 9’dan ver, eyvallah. KGF yüzde 8 eyvallah. KGF‘yi doğru yerde kullanan, istihdamı koruyan, ihracatı sürdüren, batmaktan kurtulanlara helali hoş olsun. Ama KGF’yi önüne gelene böyle dağıttılar. Yatlar, kotralar, jetler, villalar alındı. Ve bunlar yüzde 8’den ödediler. Ama esnaf kefaletten yüzde 9’la alınanlar, yüzde 23 - 25’le artırılıp faiz geri ödendi. Onun için burada adil olunmasını, doğru bir seçicilikle ihtiyaç olana KGF’nin verilip, zenginleşmek için ya da lüks yatırım araçlarına dönüşmesi için istismarına engel olmak lazım. Elektrik ve doğal gaz desteği hem esnafa, üreticiye, hem de yoksullara sağlanmalı, sosyal yardımda hane gelirine göre kademeli değişen nakit destek sistemine derhal geçilmelidir.”
“BU KARDEŞİNİZ PEDRO SANCHEZ’DEN GERİ KALMAYACAK”
“Şimdi bunları söyleyince, bunlar yapılabilir mi? Yapılmalı, yapılırsa büyük bir felaket önlenir. Çiftçiye sahip çıkarsan, mazotu desteklersen, elektriği desteklersen çiftçi ve üretici ve KOBİ sanayici malına zam yapmak zorunda kalmaz. Enflasyon azmaz. Bütün niyetimiz budur. Bunu yapan var mı? Bütün dünya İran Savaşı’na tedbir alıyor. Bir örnek vereceğim. Yakın dostumuz, arkadaşımız Türkiye’de de seviliyor. Pedro Sanchez’den. Bakın, biz İran’ın yanı başındayız. İran komşumuz. Suriye komşumuz. İsrail’in F-35’i kalkınca bizim F-16 karşıya kalkıyor. Onların kubbesi var. Biz de o kadar söyledik, çelik kubbe yok ve daha iki yıl önce başladı. Hava savunma sistemi kendimize ait değil, NATO’ya emanet. Binbir tane zorluk ve risk var. Bu tarafta da Rusya var. Hiç arzu etmeyiz ama burnumuzda da kıta sahanlığı sorunuyla Yunanistan var. Kıbrıs’ta da Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var. Biz işin tam ortasındayız, tam ortasında. Hani Azerbaycan - Ermenistan normalleşmesi, orada bir tansiyon varsa ona da komşuyuz. Pedro Sanchez biraz daha ötede. Bizimkiler hiçbir şey yapmıyor. Pompaya biz deyince bir gün gecikmeli filan yaptılar. Hiçbir tedbir aldıkları yok. Kardeşim Pedro ne yapıyor, bakın. Bu İran savaşından dolayı. 5 milyar Euro’luk destek paketi açıklamış. Elektrikteki vergilerin yüzde 60’ını kaldırmış. Yüzde 7’lik elektrik üretim vergisini kalıcı olarak kaldırmış. Doğalgazdaki KDV’yi %21’den 10’a indirmiş. Dar gelirliye ücretsiz elektrik destek paketi açıklanmış. Su ve enerji kesintilerini yasaklamış; borçtan veya başka sebepten. Sanayicinin elektriğinin yüzde 80’ini karşılamaya karar vermiş. Fiyatlar artmasın diye yapıyor bunu. Babasının hayrına yapmıyor Pedro Sanchez. Bunu enflasyonist bir baskı gelmesin, enflasyonun yükü emeklinin, emekçinin sırtına binmesin diye yapıyor. Çünkü enflasyon zengini daha zengin eden, fakiri daha fakir eden bir iştir. Enflasyon dünyanın en adaletsiz vergisidir. Parasını koruyabilene imkanlar yaratır, parası olmayan ve borçlu gezenin yoksulluğunu arttırır. O yüzden şu kadarını söyleyelim. Cumhuriyet Halk Partisi ne yapılması gerektiğini yazdı ve söyledi. Gelince ne yapacak? Vallahi dünyada siyasi akrabalarımız ne yapıyorsa aynısını yapacak. Bu kardeşleriniz Pedro Sanchez‘den geri kalmayacak. Bunu herkes böyle bilsin.”
“HALA 13 BELEDİYEDE KAYYIM VAR”
“Değerli arkadaşlar partimize yönelik tüm saldırılara rağmen bu ülke için iyi olan, her sürecin yanında olduk ve olmaya devam ediyoruz. Tarihsel bir tutarlılık içinde Türkiye’nin iç barışını savunuyoruz. Silahlar sussun, terör bitsin, barış gelsin, kardeşlik gelsin istiyoruz. Sadece Türkiye’deki değil; Suriye’deki, İran’daki, Irak’ta Kürtleri de kardeşimiz, akrabamız biliyoruz. Türkiye’deki Kürtler kardeşimizdir. Onun kardeşi, akrabası sana da akrabadır. Ne Suriye’de, ne İran’da, ne İran’daki Kürtlere ne savaş, ne zulüm asla temenni etmiyoruz. Bu konuda doğru, kararlı, o ülkelerin toprak bütünlüklerini savunan; o ülkedeki Kürtlerin de o ülkede en iyi şartlarda yaşamasını savunan bir noktadan meseleye hep baktık ve bundan sonra da bakmaya devam ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Meclis’teki komisyona girerken korkanlara ‘Girdiğimiz değil girmediğimiz komisyondan, olduğumuz değil olmadığımız masalardan korkun’ dedik. Süreç bizi haklı çıkardı. Çok önemli görev yaptı 11 arkadaşımız orada. İlk gün ne dediysek yani bu süreç başladığında da şehit aileleri ile iftarda ‘Bize güvenin, sizin gözünüzün içine bakamayacak bir şey olmayacak’ dedik. Süreç tamamlandı, komisyon raporu tamamlandı. Aynı iftarda aynı memnuniyetleri duyduk, aynı özgüvenle konuştuk. Ama aradan bir yıl geçti. Bir rapor yazıldı, altına herkes imza attı ve o sürecin, o raporun teminatı Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş Bey. Beşinci, altıncı ve yedinci kısımlar; yani terörsüz Türkiye ve demokratik Türkiye kısımları. Buralarda herhangi bir adım atılmadığı gibi halen daha bugün nihayet pek çoğunun tutukluluğu bitti ama bir yıl boşu boşuna tutuldular. Emrah Şahan aynı dosyadan tutukluydu, yedeklenerek tutuldu. Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan Kent Uzlaşısı soruşturmaları devam ediyor. Türkiye’de 13 belediyede kayyım var. Belediye başkanları terör soruşturması geçirdi diye üçü CHP’li; Ovacık, Şişli, Esenyurt ve 10’u DEM’li 13 belediyede kayyım var. ‘Ahmetler’ görevde dönecekti, dönemiyor. Selahattin Demirtaş’tan Figen Yüksekdağ’a kadar birçok siyasetçi hapiste tutuluyor.”
“BU ADAMLA MI YÜRÜYECEKSİNİZ BU SÜRECİ?”
“Bu pazar seçim olsa Cumhurbaşkanı olacak olan Ekrem İmamoğlu bir yıldır haksız yere hapiste tutuluyor. Her gün bir seçilmiş belediye başkanımıza operasyon yapılıyor. İşin en kötüsü; ‘Tutuksuz yargılama esastır’, bu kadar netken tutuksuz yargılamanın düşmanı Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. ‘Anayasa Mahkemesi kararı herkese bağlayıcıdır’ derken bu karara uymamanın mimari Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Adalet Bakanlığı demokratikleşme ile ilgili bu süreçlerde mevcut uygulamaları hukuka uygun yapsa sorunun yüzde 60’ı çözülecekken o olmadığı gibi adalet reformu konuşuluyor veya yargı ile ilgili bir şeyler konuşuluyor, adam diyor ki ‘Hazırlığı yaptık, saraya yolladık. Külliyeye. Oradan gelene göre Meclis‘e yollayacağız.’ Kendinize gelin arkadaşlar, kendinize gelin. Sayın Meclis Başkanı, AK Parti’nin Grup Başkanı, hatta Genel Başkanı bir kendinize gelin yahu. Bu ‘Çok hukuk biliyor’ dediğiniz adam… 2018 yılında anayasa değişirken biz dedik ki ‘Hükümet kanun teklifi, kanunun tasarısı verir. Bu yasaya, bu düzenlemeye göre veremez.’ Dediniz ki ‘Bitti o iş. Yasama milletvekilinin tekelindedir. Münhasıran milletvekili verecektir. Asla bakanlar böyle bir şey yapmayacaktır, bakanlar haddini aşmayacaktır.’ Bugün gelmiş Bakan, en çok bu işi bilmesi gereken Bakan, kanun teklifi milletin vekilinin görevi olduğu halde ‘Hazırladım, oraya yolladım. Gelince Meclis’e yollayacağım’ diyen hadsizliktedir, cahilliktedir. Cahil cesareti içindedir. Şımartılmıştır, milletin başına bela edilmiştir. Bu adamla mı yürüteceksiniz bu süreci?”
“ULU ÇINAR YANARSA ORMAN YANAR”
“Buradan bir diğer husus… Bu darbe rejimi demokrasi, adaleti sakat bıraktı. Çünkü biliyorlar ki adalet olsa iftiraları boşa düşecek. Suçlularından kaçamayacaklar. Demokrasi olsa bir daha asla sandıktan çıkamayacaklar. O yüzden adaleti ve demokrasi baskılıyorlar. Bu baskı ortamını aşmak ancak demokratların birlikteliğiyle mümkündür. Bunu durduramazsak demokrasimiz bir buzdağına çarpacak. Siyasi partiler tabela partisine dönüşecek. Eğer biz başaramazsak güya bir Meclis olacak, ama hiçbir anlamı kalmayacak. Tasarlanmış seçimler, seçilmiş rakiplerle yapılacak. Seçime katılım oranı düşecek, millet sandıktan umudunu kesecek. Onun için otoriterliğin hedefi buyken, panzehri çoğulculuktur. Onun için çok olmak, birlikte olmak, dayanışma içinde olmak, hep birlikte mücadele etmek durumundayız. Herkes şunu bilsin ki Ekrem İmamoğlu‘nu hedefe koyan, müesses nizamın çarkına soktuğu çomaktır. Onların istediği adayla yarışmak değil, onları her seferinde yenen adayla yarışmamak için Ekrem İmamoğlu bugün Silivri’ye konmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi’nin evinde yangın çıkarsa, yangın apartmanı yakar. Hepimiz komşuyuz. Ulu çınar yanarsa, orman yanar. Orman yandığında geriye sadece gözyaşı kalır. Onun için sözüm dayanışmasını gösteren ve muhalefet partilerine, demokratik yapılara elbette. Ama daha çok şu ana kadar yaşananlara ‘Bana bir zararı yok’ diye bir kenardan bakan, ama demokrasinin ne demek olduğunu bilenlere ya da unutanlaradır. Milletin sandığa gidip iktidarı değiştirmesinin adı demokrasidir, o ihtimalin adıdır demokrasi. O ihtimale savaş açanların, millete savaş açtığını görmek lazım. Ekonominin de Türkiye’nin de güvenliği, demokrasiye bağlıdır. Dünyada bütün darbeler, bütün iç karışıklıklar, bütün düzensizlikler demokrasinin gerçek anlamda olmadığı ya da hiç olmadığı coğrafyalara kaymıştır. Gerçek demokrasiler, keyif çatmakta ama demokratların yerini otokratların aldığı, demokrasi yerine tek adam rejimlerinin olduğu yerler karışmaktadır. O yüzden herkes bu noktada doğru bir hattı tutturmak durumundadır. Bu düşünce, bu görüşlerle merkez heyetimizin, partimizin aldığı bir kararla muhalefet partilerini ziyaret etmeye başladık. Dün DEM Parti’yi ziyaret ettik. Yarından itibaren, cumartesi hariç haftaya Salı gününe kadar pazar dahil toplam 12 siyasi parti ziyareti planlanmıştır. Mümkün olan en çok sayıda siyasi partiye, muhalefet partisine bu ziyaretlerimizi gerçekleştireceğiz. İran Savaşı’nı, Türkiye dış politikasında yapılan yanlışları, Trump’a teslimiyetin yarattığı zorlukları, ekonomi noktasında Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin önerilerini paylaşıyoruz.”
“SİYASİ ETİK YASASINI ÇIKARALIM, HER ŞEY ORTAYA DÖKÜLSÜN”
“Ayrıca siyasi etik yasasını dün Sayın Tuncer Bakırhan‘la, Sayın Eş Genel Başkanlarla paylaştım. Kendileri bu konuda kendilerinin de çok önemli çalışmaları olduğunu, ayrıca CHP’nin sekiz yıldır siyasi etik yasasını, ben sekiz yıl boyunca bu kanun teklifinin verilmesine ve Meclis’te ya oylanmasına ya gündeme gelmesine katkı sağlamış bir grup başkanvekiliydim. Haklarını teslim edelim, DEM Grubu her seferinde siyasi etik yasası için en kararlı duruşu gösterdi. İYİ Parti’nin geçmiş dönemlerdeki tutumunu bu konuda çok netti. Yeni Yol grubunun bu konuda tüm bileşenleri önemli. Bilhassa Sayın Davutoğlu‘nun Başbakanlığında siyasi etik yasasını getirmek istediğinde, ‘Görev yapacak il - ilçe başkanı bulamayız’ uyarısı aldığını hatırlayalım. ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ dediğinde siyaseten bunu kendi başıyla ödediğini, AK Parti’nin bir anda onu görevden Erdoğan’ın bir talimatıyla uzaklaştırıp yerine Binali Yıldırım’ı getirdiğini hatırlayalım. O açıdan siyasi etik yasası önemlidir. Bugün Tuncer Bakırhan bu konuda hem tam destek, hem bir çağrı yaptı. Dün ben de ifade ettim, bir daha söylüyorum. Ben ve bütün siyasi partilerin genel başkanlarından başlayarak, ne Cumhurbaşkanı ne bakan ayırmadan üst düzey bürokratları bir kenara bırakmadan bir siyasi etik yasasıyla siyasetin finansmanı, siyasetçilerin açık mal varlıkları ve açıkça söylüyorum mal varlığımızı nasıl edindiğimizin ispatına kadar iddialı bir siyasi etik yasasını öneriyoruz. Önüne gelene ‘Hırsız, yolsuz’ deyip 18 tane tapunun ID numarası ortadayken, Murat Kurum bunu 18’nciye söylüyorum. Desene ‘O ID’lere bakıldığında o malın mülkün bir dönem ya da halen Akın Gürlek‘in elinde, aktif ya da satılmış pasif olarak göründüğünü görmüyoruz’ de de bir duyayım be adam. Bir duyayım. Bir duyayım. O tapu ID’leri açıkça oradadır. O mallar Akın Gürlek tarafından alınmıştır. Halen daha şimdi ispata muhtaç, yeni yeni 90 milyonluk, 80 milyonluk projeler, ailenin diğer üyelerinin üzerine kayıtlı yazlıklar, kışlıklar, çok katlılar, tek katlılar gelmektedir. Görülmemiş bir işle karşıyayız. Üzerine gitmeye devam edeceğiz. Her türlü haysiyet suikastına karşı, her türlü. Takvim gazetesi utanmadan 83 yaşında babamı yapay zekaya çizdirip oradan babama kadar saldıracak kadar… Gerçi bir tane de destekçi bulamadı, rezil etti o yazıyı o paylaşımı görenler. Baskıya giremediler, baskıya. Ama Allah’ından bulacaklar. Şimdi çok net olarak söylüyorum. En iddialı siyasi etik yasasını çıkaralım, ortaya her şey saçılsın, dökülsün. Eğer Ekrem İmamoğlu mal varlığında belediye yönetiminden sonra izah edemeyeceği bir kuruşu varsa, 1 metrekare toprağı varsa; Ekrem İmamoğlu bu ülkenin Cumhurbaşkanı adaylığına layık değildir. Mevcut Cumhurbaşkanı da yüzükle başladığı siyasette kendinin ve birinci derece, ikinci derece yakınlarının Türkiye’de ve yurt dışında izah edemeyeceği bir kuruşu varsa o da bu vakitten sonra Cumhurbaşkanlığına layık değildir. Açık söylüyorum, Ekrem İmamoğlu‘na da kendime de güveniyorum. Bakanına güvenen, kendine güvenen, mahdumuna güvenen çıksın karşımıza göreyim. Hodri meydan.”
“ARA SEÇİMİN KAÇINILMAZ OLARAK YAPILACAĞI DÖNEMDEYİZ”
“Son bir hususla bahsi kapatıyoruz. Zira biz bu süreçlerin tamamında bu kadar saldırı olunca dedik ki ‘Kardeşim böyle rejim olmaz. Sen birini seçeceksin, beş yıl sonra her şeyi o seçecek, her şeyi o yapacak hesap vermeyecek. Ne sözlü soru kalmış ne güvenoyu kalmış. Sen birini seçiyorsun, onun seçtiği bakanın döneminde 78 kişi cayır cayır otelde yanıyor. Hesabını soramıyorsun. Yeni doğmuş bebekler kuvözlerde ölüyor, hesabını soramıyorsun. Her türlü yalan yanlış iş oluyor, hesabını soramıyorsun. Bu milletin önüne bir sandık getireceğiz’ dedik. Biz bunu söyledik, biz bunu söyledik. Dedik ki ‘Siyasi partileri gezeceğiz. Meclis Başkanına gideceğiz, onun yapacağı bir şey var. Ondan sonra biz de bir şey yapacağız.’ Hemen yandaş basın, bilgi hem eksik hem de işine öyle geldiğinden ‘Efendim Cumhuriyet Halk Partisi 22 tane milletvekili istifa ettirecek. Sayıyı 30’a çıkaracak. Ama Erdoğan bu seçime izin vermez.’ Düşün istifa ediyorsun, istifayı kabul etmiyor. O kadar korkuyor seçimden. ‘Ara seçim yaptırmaz.’ Bunları tartıştılar, tartıştılar. Biz durduk. Dün DEM’e gidince anlatacaktık, 12 kere daha anlatacağız. Dün Erdoğan çıkıyor diyor ki ‘Gündemimizde ara seçim de yok erken seçim de yok.’ Ve daha sonra biz DEM Parti’ye gittik, konuştuk, orada anlattık şimdi devam edecek. Net bir durum var ortada, net bir durum. Önce bir ara seçim yapılacak mı yapılmayacak mı görelim. O ara seçimin yapılması için 30 milletvekiline, yani yüzde 5’in boşalmış olmasına ihtiyaç ilk 30 aydaydı. O tartışma dönemi bitti. Şimdi ara seçimin kaçınılmaz olarak yapılacağı dönemdeyiz. Son bir yıl olursa yapamayız. Ha bu ara seçim 1960’tan beri yapıldı. 1960’tan beri bundan İnönü kaçmadı, Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Özal kaçmadı, Erbakan kaçmadı, Erdoğan kaçacak. Ne diyorlar? ‘Kardeşim ara seçim son zamanlarda yapılmıyor ya.’ Bir kere yapılmıyor, zira ilk dönemleri hariç milletvekili seçim yılını dörde indirdiği için, o özensizlik içinde de ilk 30 ay yapılmaz, son bir yıl yapılmaz maddesi durduğu için arada bu kırmızı dönemde ara seçim yapılacak beş ay kalıyordu. Karar alsan üç ayda yapsan zaten bir manası kalmıyordu. Şimdi yine beş yıla çıktı. O kısa dönemler bitti. Şimdi ara seçimin zamanı ve bu ara seçimin yapılacağı yerler belli. Ha ara seçimin en geniş coğrafyada yapılmasını ister miyim? İsterim. Adımlar atar mıyım? Atarım.”
“ONLAR İLK 30 AYDA LAZIMDI”
“Ama sen bundan korktuğun için yani ‘Ya Özgür Özel biz ara seçime gidince İstanbul’da, Bursa’da, Aydın’da, Adana’da, Antalya’da sandık koyarsa. Adıyaman’da, operasyon çektiğim şehirleri çok daha güçlü olarak kazanırsa. Milletin darbeye tepki verdiği görülürse, bir de Türkiye’nin yüzde 70’inde birinci parti olup, farkı bana sekiz puan atarsa nasıl oturacağım o koltukta?’ diye bakıyorsun. Ama başka bir yere bakacağız. Şimdi günün en keyifli yerine geldik. Anayasa madde 78; ‘TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir.’ Anayasa… ‘Ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılır.’ Anayasa. ‘Yapılabilir’ demiyor, ‘Yapılır’ diyor. ‘Genel seçimlerden 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak boşalan üyeliklerin sayısı üye tamsayısının yüzde 5’ini bulursa ara seçim üç ay içinde yapılır.’ Yani o yüzde 5 ve 30, olağanüstü ara seçim, hiç beklemeden. ‘30 kişi boşalmış parlamentoda, ne bekleyeceksin 30 ay?’ diyor, hemen yap. Ama zorunlu ara seçim ‘Dönemde bir kere ve üyeliklerde boşalma olduğu halinde gidilir.’ Sorumluluk kimin? Bütün Meclis’in, başta Meclis Başkanı. Şimdi dün DEM Parti’ye gittik, durumu anlattık. DEM Parti dedi ki ‘Ara seçim talebi meşrudur. Anayasal‘dır, destekliyorum.’ Öyle ‘Şunu istifa ettireceğiz, bunu istifa ettireceğiz…’ Onlar ilk 30 ayda lazımdı.”
“ANAYASA ‘YAPILIR’ DİYOR, ERDOĞAN ‘UYMAYACAĞIM’ DİYOR”
“Ha şunu söyleyeyim; ara seçim iradesi ortaya çıksın, örneğin hiç seçilmeyecek yerden Şanlıurfa’dan Mahmut Tanal ilk sabah başvurdu. ‘İstifa edeyim. Kararlılığımızı gösterelim.’ Teker teker nereden kimin istifa ettirileceği, ettirip ettirilmeyeceği her partinin kendi işi. MHP de belki gücünü Osmaniye’de sınamak ister, orada istifa ettirir. Tayyip Bey de en güçlü olduğu yerlerden ettirir. Ettirir ya da ettirmez. Ama ara seçim yapılacak. Tayyip Bey dün ne dedi? ‘Ara seçim yapmayacağım.’ Anayasa diyor ki ‘Yapılır’, Tayyip Bey diyor ‘Yapılmaz. Ben anayasaya uymayacağım.’ Anayasa, madde 78 mi? Bir madde geriye gidiyorum. Anayasa 78 ‘Yapılır’ derken, ‘Yapılmaz’ diyene soruyorum. 77 ne diyor? ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir yapılır. Birinci turda gerekli oy alınamazsa, ikinci oylama yapılır.’ Beyefendi sen anayasa burada ‘yapılır’ deyince, ‘yapmayacağım’ diyorsan, burada ‘yapılır’ deyince beş yılsonunda o seçimler nasıl olacak? ‘Beş yılda bir yapılır’ denen Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak, milletvekili seçimi yapılacak. Orada şüphe yok, burada mı şüphe var? Burada şüphe yok.”
“MİLLETTEN KAÇAN KORKAKLAR OLARAK TARİHE GEÇECEK”
“Buradan bütün basın mensuplarına söylüyorum. Bilhassa havuz medyasına söylüyorum. Tartışacaksanız, doğru yerden tartışın. Anayasada ‘yapılır’ diyen bir seçim Cumhurbaşkanı korkuyor diye, Tayyip Bey ‘Kastamonu’da belediyeye gitti, şimdi ikinci bir yenilgi’ diye. ‘Afyon’da CHP yüzde 50 yol aldı, nasıl gideyim seçime?’ diye. Hatay’da seçilmiş adam var. Onu getirip yemin mi ettireceğiz, bir daha seçime mi sokturacağız? Bir daha gireceğim’ derse ‘Aday olamazsın, vekilsin’ diyeceğiz. Seçime sokmazsak nasıl getireceğiz? ‘Yaşar ne yaşar, ne yaşamaz’ mı diyeceğiz Can Atalay’a mesela? Bu soruların cevabını bu ülkeyi yönetenler veremez hale gelmiş. Murat Kurum istifa etti, İstanbul bir. Sırrı Süreyya rahmetli oldu, İstanbul bir. İstanbul bir diyor ki ‘Boşalan ikinin yerine milletvekili getir. Benim milletimin vekilini getir.’ Soruyorum ya, soruyorum. Tunceli’de bir milletvekili var, boşalsa 90 gün sonra seçim boş kalamaz. Artvin’de iki var, boşalsa seçmenin yarısının seçtiği yok. Senin keyfine nasıl kalabilir? Geçmiş dönemde kısaltıp da kendi yaptığın yanlıştan yapılamayan ara seçimi bu dönemde kaçıramazsın. Burada iddiam şudur. Bu ara seçim yapılacak. Yapılmasına, görevi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı da görevini yapacak. Komisyon da yapacak. Genel Kurul da yapacak. Ya da AK Parti ara seçimden kaçan, sandıktan korkan, Afyon’un, Kastamonu’nun, İstanbul’un, Kocaeli‘nin, Hatay’ın karşısına çıkamayan, milletten kaçan korkaklar olarak tarihe geçecek. Hodri meydan. Haydi bakalım. Bu ara seçim erken seçimi getirecek. Bu ara seçim ya yapılacak, ya korkaklar tarihe yazılacak. Hodri meydan.”